Powered By Blogger

25 Kasım 2012 Pazar

Hikâye'm



Kafamda öyle çok şey birikmiş ki… Öyle karışmış ki aklım, içinden hangisini çıkarsam, ne söylesem, ne düşünsem? Bunları birbirinden ayırmaya uğraşmakla geçti uzun bir zaman. Aşkın karnımda kelebekler uçurduğu ergenlik dönemlerinden bu yana yaşayamadığım heyecanı özlemiştim. Öyle hayallere kilitli kalmışım ki hayatın kendisini kaçırmışım. Birkaç bölüm geriden takip ediyorum yok hatta ne bölümü birkaç sezon diyeyim şuna. Ama kayıp kaldığım dönemlerde de başka tabloların başrollerinde kastırmışım kendimi.

Hergün sayfalarca yazı yazmışım sağa sola, kendim için iki satır ayırmamışım o yıllarda. 2-3 yıl falan oldu sanırım. Ve sanki öyle bir his var ki içimde, sanki jübile yazımı yazıyorum, bırakıyorum, atıyorum kalemi ok misali. Birşeylere nefret duymakla geçmiş zaman. Üzerine tuz dökülen buz gibi eritmiş sonra sevgi denen şey o hisleri. Sonra tekrar baktım aynaya bunları söylerken. Ve dedim ki; yaşlanmışım lan! Bir hikaye yazıyor yüzümde, pek de okunaklı değil açıkçası. Puslu biraz, buruşuk bir kağıt gibi yo hayır yaşlı da değil. Ama bana ait en azından. Çocukluğum geliyor aklıma. Ne hayallerle sarılmıştım hayata. O an daha karışıktı herşey ama daha heyecanlıydı be. Neyse hikâyemi anlatayım size sırlarımı etrafa saçmadan. Aslında var ya herkesin hikayesi üç aşağı beş yukarı aynı be abi. Herkes aynı hislerle kıskanıyor, üzülüyor, kızıyor falan ve bu arada farkettim uzun cümle kuramıyorum artık ben. Ha hikâyemi anlatacaktım değil mi? Bayağı karışık be dostum, labirent mi desem yoksa bilerek kaybolmayı seçtiğim bir yol mu bilemedim. Kendi seçimimdi aslında bu. Biraz çözülemez görünmek istedim hep. Ayak izlerimi takip edenler asla nereye gittiğimi anlayamasınlar istedim. Kimisi salak olduğumu bile düşünmüş olabilir ama evet senaryoda bu da yazıyordu yani rolümün bir parçasıydı ve bundan keyif aldım her daim. Prensiplerim oldu mu? Oldu tabii ki ama bir dergiye konuşur gibi yazmayayım be oksijen aldım karbondioksit verdim işte hepiniz gibi. Farkındayım hâlâ karmaşık konuşuyorum ama ne yapabilirim karakterime işlemiş artık. Sürekli ne diyeceğimi unuturum. Hayır bu rolümün parçası değil. Aynı anda birkaç şey geçiyorsa aklından asıl söylemek istediğini ya da düşündüğün her neyse ipin ucunu kaçırabiliyorsun. Hikâyem o yüzden hep yarım yamalak kaldı. Her konuda söz sahibiymişim de hepsi hakkında doktrinimden 2-3 satır yazmış geri kalan sayfayı boş bırakmışım. Başka bir şey bilmiyordum belki? Ya da birkaç sözle olayı noktalayabileceğimi sanıyordum. Filmin devamını izlemedim o yüzden hatta kaçırdığım sezonların çokluğundandı belki. Valla açıkçası şair ağzıyla, kafiyeli, afilli laflar etmeyi sevmiyorum artık. Süper bi tablo çizip kendini en güzel yere koymak pek bir narsist oluyor be kardeşim. Farkındayım, bu yazım çok kişisel oldu. Belki okumayı bıraktın bu satırlara gelene kadar ama inan bana kendinden birşeyler bulmanı istedim şu ana kadar. Çünkü dediğim gibi aslında hepimiz aynıyız. Sadece noktaları işte ne bileyim virgülleri, ünlemleri falan farklı yerlerde kullanmışız. İmzamız farklıymış yani. Çocukken gördüğüm manzara daha bir başkaydı işte. Pohpohlanmışsın oğlum, cicili bicili büyümüşsün ha sonra yeri gelmiş şaplağı yemişsin   suratının tam ortasına. Ağlamışın zırıl zırıl sonra bir melek başını okşamış esnemeye başlamış ve uyuya kalmışsın. Uyandığında 2 kol sarılmış yine sana. Dur lan bu ben değilim. Ama kesin vardır atladığım sayfalarda bir yerlerde böyle bir şey.


Sonra şimdi farkettim ne kadar dalgalıymış bu deniz? İyi boğulmamışım bunca zaman, delirmemişim de. Bundan emin olamadım? Neyse çok düşünme, hep aynısı olur tepetaklak giderken kanatlanır uçarsın sebepsizce. Bana öyle oluyordu genelde bilmiyorum. Gözümden içeri giren her ışık fotonunun beynimdeki hücreleri birer birer öldürdüğü ve başımın döndüğü o sarhoşluk anlarında da öyle hissederdim aynı. Yatağım kayık gibi sallanıyor. Boğulduğum o denizdeyim yine delirdiğim. Çocukluğumun aynadaki hali gözümün önüne geliyor şimdiki halime bakarken ve hikayemi okuyorum gözbebeklerimde. Utandım bir an, şey kendime bile pek bakamam da…


Gökberk Şencan